11 Kasım 2015 Çarşamba

KENDİ HAYATININ ÖZNESİ OLAMAYANLAR,BAŞKALARININ HAYATININ NESNESİ OLURLAR...

Öncesinden sonrasına kadar beraberce hayat yolculuğumuzu tefekkür edelim.Cüz'i de olsa bir irademiz var.Fakat bu irade zaman ve mekanla kayıtlı olduğu halde,sanki bu hayatın öncesinde de sonrasında da bu irademizle var olduğumuz ya da olacağımız zannındayız.Nerede,hangi zamanda,hangi ana-babadan doğacağımızı şu an ki irademizle biz belirlemedik.Aklımız başımıza geldiğinde yavaş yavaş kendimizi ve etrafımızdakileri tanımaya başladık.Bir yerlerden iç dünyamıza yerleştirilmiş olan ihtiyaçlarımız olduğunu farkettik.Sonra o ihtiyaçları gidermek için isteklerimiz oluştu.Her ihtiyaç bir isteği,her istek de bir aramayı ve çabalamayı oluşturdu.İki hücrenin birleşmesiyle mi var olduk,yoksa önceden vardık da yine bizim dışımızda bir iradenin ve kudretin dilemesiyle,onun istediği zamanda,onun istediği rahimde iki hücrenin birleşmesiyle mi zuhura geldik, düşünelim.Bütün fiziksel özelliklerimiz,hatta bazı karakter özelliklerimiz bu hücrelerde ki genetik kodlar sayesinde şekillendi.Tabi ki bu kodları da biz belirlemedik.Gözümüzün,saçımızın,tenimizin rengini,cinsiyetimizi de biz belirlemedik.Hergün aynanın karşısında,hiçbir zerresini kendimizin belirlemediği bedenimizle meşgul oluyor ve bu bedenle dünya üzerinde arz'ı endam ediyoruz.Kendimizin ama bizim yaratmadığımız bir bedenimiz,kendimizin ama bizim yaratmadığımız bir aklımız,kendimizin ama bizim yaratmadığımız bir nefsimiz var.Sonra başta anne babamız ve kardeşlerimiz olmak üzere diğer hemcinslerimizle etkileşime girdik.Diğer insanlar ve tabiatla olan etkileşimimizle hem bedenimiz hem de karakterimiz şekillenmeye başladı.Ve bir bilgi sağanağıyla kendimizi ve eşyayı tanımaya başladık.Her bir eşyanın isimleri vardı.O isimleri de biz belirlemedik.Bizden öncekiler eşyalara hangi isimleri vermişse,biz de koşulsuz şartsız o isimlerle eşyaları tanımladık.Ne kendimizi,ne diğer insanları ve eşyaları belirlemediğimiz bir sürecin içinde oluverdik bir anda.Peki bu hayatta biz ne içindik?Bu hayatın öznesi miydik,nesnesimiydik.Şimdi soru şu:biz neyiz ve ne içiniz.Biz beden miyiz?Biz akıl mıyız?Biz bilinç ya da şuurmuyuz?Veya bütün bunların toplamı mıyız.Evet benim bir bedenim var ama ben beden değilim.Evet benim bir aklım var ama ben sadece akıl da değilim.Benim bir nefsim var ama ben o da değilim.Bütün bu araç ve cihazlarla donatılmış olan bir de ben varım.Bütün fiziksel,duygusal,bilişsel özelliklerimden,kabiliyetlerimden,zaaflarımdan...soyunduğumda geriye ne kalıyorsa ben oyum.En yalın,en çıplak halimle ben benim.Bunu farketmek hürriyete,özgürlüğe ilk adımdır.Kullandığı alet ve edevatlarından ibaret bir kendilik zannı içinde olanlar bu hayatta nesne olmayı kabullenmişlerdir.Tıpkı bir ağaç ya da taş gibi.Başkaları onları istediği gibi keser biçer ve yontar.Kullanılırlar.Nesneler,öznelerin kullanışlı köleleridir.Stadyumlarda ki taraftarlar futbolun,miting meydanlarında ki kalabalıklar siyasetin nesneleridir.Bu işlerden para,şöhret,itibar kazananlar da bu işlerin özneleridir.Fakat bunlarda kendi ego ve nefislerinin köleleridir çoğunlukla.Kısa bir süreliğine burada yani dünyadayız.Bir müddet sonra vaktini yine bizim belirlemediğimiz bir zamanda geldiğimiz yere geri döneceğiz.Belki de salt hürriyeti mi köleliği mi tercih edeceğiz,bunun imtihanı için buradayız.Bizi kölelikten ancak mutlak hürriyet sahibi biri kurtarabilir.Bir köleyi,başka bir köle değil hür olan biri azad edebilir.Hürriyetini mutlak hürriyet sahibinin kulu olma şerefinde görenlere selam olsun...

                                         İSMAİL ÇİĞCİ

Posted via Blogaway


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder