İnsan zihni,maliyet-fayda hesabı yaparak çalışır.Birşeyi öğrenmesi gerektiği tavsiye edilince,"iyi de bana bunun ne faydası olacak"diye sorar hemen.Birşey yapması istenince"tamam da bunu yapınca ne olacak ki"der.Sürekli neden-sonuç ilişkisi kurar durur zihin.Şunları şöyle yaparsam,kesin böyle sonuçlar alırım gibi genellemeler üretir.Elbette başkalarının tecrübelerinden istifade edilmelidir.Lâkin,aynı şeyleri yapınca aynı sonuçları beklemek çoğu zaman hayal kırıklığına sebep olur.Ben de aynısını yapıyorum,ama onun vardığı yere bir türlü varamıyorum ya da onun gibi olamıyorum serzenişini başta kendimiz olmak üzere çoğu kimseden duyarız.Büyük veli Şah-ı Nakşibend(k.s) hazretlerine,biz de sizin amellerinizi yapıyoruz ama sizin gibi değiliz denilince,siz amellerin kendisini gaye ediniyorsunuz biz ise amellerin sahibini gaye ediniyoruz buyurmuştur.Bugün doğmuş bir orangutanın,kendisinden 5000 yıl önce yaşamış bir orangutanın tecrübelerinden haberdar olması ve yararlanması mümkün değildir.O,içgüdüsel olarak yaratılışında ki bilgi kodlarıyla yaşamını idame ettirir.Kendisinden önce yaşamış insanların tecrübelerinden haberdar olmayan,haberdar olsa bile yaşantısında onları dikkate almayan insan,belki nefes alır verir ama hayatta değildir.Yüce kitabımız Kur'an da Rabbimiz,eski kavimlerin neler yaşadıklarını bizlere uzun uzadıya anlatmıştır.Bizler bu dünyaya uzaydan fırlatılmış ya da ağaç kovuğundan çıkmış varlıklar değiliz.Tarih şuuru olmayan bireyler,toplumlar,ya da organizasyonlar çokca yalpalama yaşarlar.Tabi tarih şuuru,çevre şuuru bilmem neyin şuurundan önce,şuurlu olma hali nedir,onu ortaya koymalıdır.On ayakkabı içinden kendi ayakkabısını bulabilen insan,normal zekâya sahiptir diye ifade edilmiştir.Yani aklı başındadır.Ancak,şuurlu olma hali aklı başında olmaktan öte aklı kalbinde olmaktır.Aklı olmayan mükellef yani sorumlu değildir.Şuur,neyi ne için yaptığını bilmektir.Şuur,gün içinde hangi zaman dilimi içinde yaşadığının,insanlık tarihi içinde ise nerede yer tuttuğunun farkında olmaktır.Öğle vakti,yatsı namazına niyet edilmez.Ramazan ayının dışında kaza hariç farz oruca niyet edilmez.Hac,kurban bayramı öncesinde yapılabilir ancak.Zamanı,mekânı,kendisini,dışında olup biteni ve tabî bütün bunların sahibini hatırda tutmaktır şuur.Hatırlamak değil,hatırda tumak.Zira insan unuttuğunu hatırlar.Aslolan unutmamaktır.Değerli bir abime,o zaman hep yarabbi diyerek mi dolaşacağız diye sormuştum.Adın ne dedi.İsmail dedim.Sürekli benim adım İsmail diye tekrar ediyor musun dedi.Hayır dedim.Peki bir an bile adıyın İsmail oluşundan gafilmisin dedi.Yok dedim.Bir kez bile,benim adım aslında Ali,Mehmet ya da başka birşey dediğin oldu mu dedi.Olmadı dedim.İşte öyle dedi.Kesinliğinden emin olduğumuz bilgiler için,adım gibi biliyorum deriz ya.İşte öyle.Ehlullahtan Cüneyd-i Bağdadi(k.s) rivayet ediyor.
_Bir Mecûsinin,karlı bir günde kuşlara yem verdiğini gördüm.Ateşpereste hitaben:
_İman olmayınca ve İslâm'a girmeyince bu yaptığının faydasını göremezsin.Allah,bu yaptığın iyiliği,ancak iman ile kabul eder,dedim.Mecûsi de bana:
_Belki kabul etmez ama,bu yaptığımı görmez,bilmez mi?dedi.
_Elbette görür ve bilir,cevabını verdim.
_Öyle ise,bu da bana kâfidir,dedi.
Aradan yıllar geçti.Bir hac mevsiminde Beytullah'ı arzu ettim ve Mekke-i Mükerreme'ye gittim.Kâ'be-i Muazzama'yı tavaf esnasında,bir zâtın:
_Ey bu kâinatın sahibi!Ey bu beytin Rabbi!Her şeyi gören,işiten,bilen sensin,diye gözlerinden yaşlar dökerek Beytullah'ı derin bir aşk ve vecd içinde tavaf ettiğini fark ettim.Yüzünde,iman nuru parıldıyordu.Dikkat edince,bu nur yüzlü zâtın,birkaç sene önce karlı bir günde kuşlara yem veren ateşperest olduğunu hatırladım.Tavaftan sonra,kendisine yetiştim ve usulca kolundan tuttum.Bana:
_İşte,Allah gördü ve bildi,dedi.Hayretle yüzüme bakarak:
_Allahu ehad,Rasûlühü Ahmed,sayhasıyla ruhunu teslim eyledi.
O anda bana hitab olundu ki:
_Ya Cüneyd!Sen beytimi arzu ettin,geldin beytimi buldun.O,bana geldi,beni buldu.
Vesselâm.....................
_
ismail çiğci