23 Mart 2015 Pazartesi

BUNLARIN BANA FAYDASI VAR MI?

İnsan zihni,maliyet-fayda hesabı yaparak çalışır.Birşeyi öğrenmesi gerektiği tavsiye edilince,"iyi de bana bunun ne faydası olacak"diye sorar hemen.Birşey yapması istenince"tamam da bunu yapınca ne olacak ki"der.Sürekli neden-sonuç ilişkisi kurar durur zihin.Şunları şöyle yaparsam,kesin böyle sonuçlar alırım gibi genellemeler üretir.Elbette başkalarının tecrübelerinden istifade edilmelidir.Lâkin,aynı şeyleri yapınca aynı sonuçları beklemek çoğu zaman hayal kırıklığına sebep olur.Ben de aynısını yapıyorum,ama onun vardığı yere bir türlü varamıyorum ya da onun gibi olamıyorum serzenişini başta kendimiz olmak üzere çoğu kimseden duyarız.Büyük veli Şah-ı Nakşibend(k.s) hazretlerine,biz de sizin amellerinizi yapıyoruz ama sizin gibi değiliz denilince,siz amellerin kendisini gaye ediniyorsunuz biz ise amellerin sahibini gaye ediniyoruz buyurmuştur.Bugün doğmuş bir orangutanın,kendisinden 5000 yıl önce yaşamış bir orangutanın tecrübelerinden haberdar olması ve yararlanması mümkün değildir.O,içgüdüsel olarak yaratılışında ki bilgi kodlarıyla yaşamını idame ettirir.Kendisinden önce yaşamış insanların tecrübelerinden haberdar olmayan,haberdar olsa bile yaşantısında onları dikkate almayan insan,belki nefes alır verir ama hayatta değildir.Yüce kitabımız Kur'an da Rabbimiz,eski kavimlerin neler yaşadıklarını bizlere uzun uzadıya anlatmıştır.Bizler bu dünyaya uzaydan fırlatılmış ya da ağaç kovuğundan çıkmış varlıklar değiliz.Tarih şuuru olmayan bireyler,toplumlar,ya da organizasyonlar çokca yalpalama yaşarlar.Tabi tarih şuuru,çevre şuuru bilmem neyin şuurundan önce,şuurlu olma hali nedir,onu ortaya koymalıdır.On ayakkabı içinden kendi ayakkabısını bulabilen insan,normal zekâya sahiptir diye ifade edilmiştir.Yani aklı başındadır.Ancak,şuurlu olma hali aklı başında olmaktan öte aklı kalbinde olmaktır.Aklı olmayan mükellef yani sorumlu değildir.Şuur,neyi ne için yaptığını bilmektir.Şuur,gün içinde hangi zaman dilimi içinde yaşadığının,insanlık tarihi içinde ise nerede yer tuttuğunun farkında olmaktır.Öğle vakti,yatsı namazına niyet edilmez.Ramazan ayının dışında kaza hariç farz oruca niyet edilmez.Hac,kurban bayramı öncesinde yapılabilir ancak.Zamanı,mekânı,kendisini,dışında olup biteni ve tabî bütün bunların sahibini hatırda tutmaktır şuur.Hatırlamak değil,hatırda tumak.Zira insan unuttuğunu hatırlar.Aslolan unutmamaktır.Değerli bir abime,o zaman hep yarabbi diyerek mi dolaşacağız diye sormuştum.Adın ne dedi.İsmail dedim.Sürekli benim adım İsmail diye tekrar ediyor musun dedi.Hayır dedim.Peki bir an bile adıyın İsmail oluşundan gafilmisin dedi.Yok dedim.Bir kez bile,benim adım aslında Ali,Mehmet ya da başka birşey dediğin oldu mu dedi.Olmadı dedim.İşte öyle dedi.Kesinliğinden emin olduğumuz bilgiler için,adım gibi biliyorum deriz ya.İşte öyle.Ehlullahtan Cüneyd-i Bağdadi(k.s) rivayet ediyor.
_Bir Mecûsinin,karlı bir günde kuşlara yem verdiğini gördüm.Ateşpereste hitaben:
_İman olmayınca ve İslâm'a girmeyince bu yaptığının faydasını göremezsin.Allah,bu yaptığın iyiliği,ancak iman ile kabul eder,dedim.Mecûsi de bana:
_Belki kabul etmez ama,bu yaptığımı görmez,bilmez mi?dedi.
_Elbette görür ve bilir,cevabını verdim.
_Öyle ise,bu da bana kâfidir,dedi.
Aradan yıllar geçti.Bir hac mevsiminde Beytullah'ı arzu ettim ve Mekke-i Mükerreme'ye gittim.Kâ'be-i Muazzama'yı tavaf esnasında,bir zâtın:
_Ey bu kâinatın sahibi!Ey bu beytin Rabbi!Her şeyi gören,işiten,bilen sensin,diye gözlerinden yaşlar dökerek Beytullah'ı derin bir aşk ve vecd içinde tavaf ettiğini fark ettim.Yüzünde,iman nuru parıldıyordu.Dikkat edince,bu nur yüzlü zâtın,birkaç sene önce karlı bir günde kuşlara yem veren ateşperest olduğunu hatırladım.Tavaftan sonra,kendisine yetiştim ve usulca kolundan tuttum.Bana:
_İşte,Allah gördü ve bildi,dedi.Hayretle yüzüme bakarak:
_Allahu ehad,Rasûlühü Ahmed,sayhasıyla ruhunu teslim eyledi.
O anda bana hitab olundu ki:
_Ya Cüneyd!Sen beytimi arzu ettin,geldin beytimi buldun.O,bana geldi,beni buldu.
Vesselâm.....................

_



ismail çiğci

20 Mart 2015 Cuma

OKU! AMA NEYİ? YAZ! AMA NASIL?

Üniversiteye başladığımın ilk yıllarıydı.Sohbetleriyle gönlümüzü beslediğimiz bir hocamız vardı.Konya'nın tarih kokan,kültür fışkıran ve ruhumuza manevî oksijen üfleyen bir sokağında üç arkadaşımla birlikte çay içiyorduk.Hocamız masamıza misafir oldu.Bugün ev taşıyacağım arkadaşlar.İşiniz yoksa yardımcı olabilirmisiniz dedi.Olur hocam memnuniyetle dedik.Hemen kalktık.Yürüme mesafesinde olan hocamızın evine vardık.Eve girince hepimiz şok olduk.Böyle bir evi ilk defa görüyordum.Günümüzde çöp evler varya bu evde tam bir kitap evdi.Kitapların arasında boş kalan yerlere diğer eşyalar zorla sıkıştırılmış gibiydi.O evden tam üç pikap kitap çıktı.Akşam olmuş ve işimiz bitmişti.Hocamız,bize etliekmek yaptırmıştı günün sonunda.Sofrada bir densizlik ederek sordum.Hocam,bu kadar kitap almışsınız da bari hepsini okudunuz mu dedim.Çünkü biz de o zaman bir hevesle kitap alıyor,ve fakat üç beş sayfa okuyup sıkılıp bir köşeye atıyorduk.Bak dedi,bu gördüğün kitapların hepsini üçer kez okudum dedi.Nasıl yani hocam dedim.İlkinde normal okudum,ikincisin de önemli gördüğüm yerlerin altını çizdim,üçüncü de altı çizili yerleri tekrar okudum dedi.Hocamızın sohbetinde bulunan herkes bu okumuşluğunun hemen farkına varırdı.Bir bilgi aktarımı yaparken,bu bilginin hangi kitapta olduğunu kitabın künyesiyle beraber ve aynı kitabın farklı tarihlerdeki baskılarıyla mukayese ederek yapardı.Öğretmen olduktan sonra,öğrencilerime bu hatıramı mutlaka anlatırım.Birşey daha ilave ederim.Her kitabı bu usulle okuyun en son,kitaptan size ne kalmışsa bir kenara onu yazın derim.Edebiyat bölümünde okuyan bir başka arkadaşım vardı.Fakülteye başladığı günden itibaren,bir defter aldı.Tanıştığı insanlardan duyduğu,yazılı kaynaklarda bulunmayan deyim,atasözü,fıkra,halk hikayesi gibi şeyleri bu deftere not etti.Okulun bitiminde,birçok mücevherden daha değerli bir kaynak eser sahibi oldu.Klasik bir ifadedir."Söz uçar,yazı kalır."Günlük tutma alışkanlığım hiç olmadı.Bir ilacı bile sonuna kadar bitirdiğim nadir olmuştur.Öğrenim hayatım boyunca günlük tutan arkadaşlarıma hep gıpta ile baktım.Neye evrileceğini düşünmeden yaşadıklarından arta kalanı yazmak,keyif verici birşey olsa gerek .Yıllar sonra eski günlükleri okumak,eski albümlerde ki fotoğraflara bakmak gibidir herhalde.İnsanın yeni beniyle,eski benlerinin sohbet etmesi gibi birşey belki de.Hesaba çekilmeden önce bir nefs muhasebesidir diye düşünüyorum."Allah insana kalemle yazmayı öğretti."Yaradan Rabbimizin adıyla okuyup,Yaradan Rabbimizin lütfuyla yazmaya devam inşallah...



Posted via Blogaway


18 Mart 2015 Çarşamba

SÖYLÜYORUM AMA KİMSEYE DUYURAMIYORUM!

Her insan birşeyler söylemeye ihtiyaç duyar.Ve söyler de.Tabii olarak,söylediklerinin diğerleri tarafından beğenilmesini ya da dikkate alınmasını arzu eder.Ve çoğu zaman kendisine muhatap bulamadığından şikâyet eder.Tarihte hakikati söylemiş ama,kendisine kendisinden başka inanan hiç kimse olmamış peygamberler vardır.Bazı yazarlar vardır.Yaşarken avazı çıktığı kadar hakikati bağırmış,kendi zamanında anlaşılamamıştır.Öldükten sonra eserleri milyonlar basmıştır.Her peygamberin ilk ümmeti kendisidir.Her yazarın da ilk okuyucusu kendisidir aslında.Herkesin söylediği herşeyi başkaları duymaz belki,ama  kendisi ve Allah kesin duyar.Ve Allah dilediklerini bu söylenenlerden haberdar eder.İbrahim(a.s) oğlu İsmail(a.s) le birlikte kâbeyi yeniden inşa ederler.Allahu teala,ey ibrahim(a.s) kullarımı çağır beytimi tavaf etsinler buyurur.İbrahim(a.s),yarabbi bu çölün ortasında beni kim duyar der.Rabbimiz,sen seslen insanlara duyuracak biziz buyurur.O günden bugüne kâbeyi tavaf edenlerin İbrahim(a.s) ın bu çağrısına icabet etttiği söylenir.Çağrıdan bıkmak ve usanmak ümitsizlik belirtisidir.Ümitsizlikse mü'min olmayanların vasfı olarak belirtilmiştir.Allah'a ve ahiret gününe inananlar olarak,söylediklerimizin sadece dünya da sonuçlarını beklemek inacımızla çelişir.Ve tabi en iyi söylemek yapmaktır.Yaptığını söylemek,söylediğini yapmak.Bıkkınlık ve yılgınlık bize yani insana özgü birşey,ama bize yakışmayan birşeydir.İbadetin makbulü az da olsa devamlı olansa,söylemeyi de bir ibadet şuuruyla yapıyorsak,bu eylemi sürekli kılmalıyız.Tiraj ve jüri kaygısıyla vazgeçmeden,ümit ederek yürümeliyiz yolda.Kınayanların kınamasına aldırmadan koşmalıyız hedefe.Rabbimiz salt kendi rızası gözetilerek yapılan bir işin zerre miktar kadar da olsa kendisini hoşnut edeceğini buyuruyor.Yoksa,Rabbimizin hoşuna gitmek bize yetmiyor mu?Ve son söz."Tohum saç,bitmezse toprak utansın."Vesselâm...


17 Mart 2015 Salı

ÇOĞALTIRKEN AZALTTIKLARIMIZ...

Etrafımızda olup bitene birazcık dikkatle baktığımızda,günümüz insanının bir şeyleri çoğaltırken,başka şeyleri azalttığını gözlemliyoruz.Hastaneler tıklım tıklım.İlaçların bu kadar çok olduğu bir düzlemde,hastalıkların çoğaldığını,şifanın azaldığını söyleyebiliriz.İlaç endüstrisinin ayakta kalmasının tek şartı,üretilen ilaçları sürekli tüketecek kronik hastaların varlığıdır.Silah endüstrisinin sürekli kâr etmesinin şartı,dünyanın bir yerlerinde birilerinin sürekli savaşıyor olmasıdır.Bilgi,internetle birlikte korkunç biçimde çoğaldı ve ulaşılabilirliği alabildiğine kolaylaştı.Ve fakat,tefekkür eden insan sayısı azaldı.Mütefekkir kıtlığı,fikir çölleşmesi yaşıyoruz.Sevgi,aşk,meşk sözcükleri çeşitli platformlar da milyonlarca kez ifade edilirken sevginin ve aşkın kendisi yok denecek kadar azaldı.Yürüyen merdivenle,yürüyüş bandını icad eden aynı sistem.Paraya ve ranta tahvil edilemeyen herşey değersiz,önemsiz ve önceliksiz hale geldi.Bu teşhisleri birazcık kafa yoran herkes yapabilir,yapıyor da.Tedavi ve çözüm sadedinde neler yapabiliriz peki?Değerli bir kardeşimden dinlemiştim.Anadolunun küçük bir ilçesinde bir vatandaş doktora gider.Doktor şikâyetini sorar.Hasta,doktor bey elimi böğrüme bastırınca ağrıyor der.Doktorun cevabı basit,ama hikmet doludur.O zaman siz de elinizi oraya bastırmayın.Vara yoğa,ota çöpe bu kadar ilaç tüketmezsek ilaç üretimi bu ölçekte değil,gerektiği kadar olacaktır.Hastalıkla en iyi mücadele,hastalanmamaktır.Savaşanlar bugün itibariyle biz savaşmıyoruz dese,silah endüstrisi krize girer.Tüketicisi olmayan bir malı,hiçbir akıllı insan üretmez.Hülâsayı kelam,çoğalttıklarımızı azaltmanın yolu,azalttıklarımızı çoğaltmaktır.Gereksiz tüketmeyelim ki,tükenmeyelim.Fantazi bunlar diyenler olacaktır.Karınca misali,nemrudun yaktığı ateşe su damlaları taşımaya devam edelim.Tevfîk(başarı) Allah'tandır.Vesselâm...


16 Mart 2015 Pazartesi

HAKKINI VERMEDEN,HAK TALEP ETMEK!

Değerli bir hocamızdan duymuştum.Küçükken,annem bir iş buyurduğunda gevşek davrandığım zaman,sırtıma vurur."Oğlum,şu işin hakkını ver"derdi.Yaptığı işin,bulunduğu konumun,üstlendiği misyonun hakkını vermeli insan.Günümüzde herkes,başkaları tarafından hakkının gaspedildiğini düşünüyor.Çocuk,anne ve babasının,öğrenci öğretmenin,işçi patronun,vatandaş devletin kendi hakkını gaspettiğinden dem vuruyor.Kul,Allah'ın hakkını yediğini düşünüyor.Öncelikli soru,başkasına değil kendimize olmalı ve şöyle demeliyiz.Ben,evlâtlığımın,öğrenciliğimin,anne-babalığımın,vatandaşlığımın,patronluğumun,devletliğimin hakkını veriyor muyum?Hak almak,hukukun;hakkını vermek ahlâkın konusudur.Ahlâk,için,hukuk dışın düzenleyicisidir.İçeride kendi prensipleri,ölçüleri olmayanlar yazılı metinlere ihtiyaç duyarlar.Yasalar,anayasalar bu ihtiyaçtan ortaya çıkar.Bir defa yazmaya başladınız mı,yazılmaması gerekeni sonu gelmez artık.Dev adalet sarayları,adaletsizliğin çokluğuna işaret eder bir memlekette.Övünülecek bir şey değildir dolayısıyla.İşinin hakkını veren,ahlâklı bireyler yetiştiremediyseniz,dev cezaevleri,dev adliyeler,dev rehabilitasyon merkezleri inşa etmek zorunda kalırsınız.Selin önüne set çekmeye çalışmak gibi.Ahlâk bilgisi,okullarda haftada bir saatte anlatılacak kadar değersiz değildir.Sadece nüfusû artmış toplum,güçlü toplum değildir.Sayısal üstünlük sağlamak adına çoğalmak,sizi her yerden tıkar.Trafiğiniz daha çok tıkanır,kanalizasyonlarınız daha çok tıkanır meselâ.Niteliği,yani ahlâki değerleri gelişmemiş kalabalıklar bir gürûh olabilir belki.Lâkin,bir millet olamaz.Ezcümle,hakkını vermediğimiz herşey için,hakkımızı aramaya çalışarak çokca yoruluruz.Gereği düşüşünüldü.Karar verildi.Yaz kızım.Hakkını vermediği bir mevzu da,hak arayan davacının talebi reddedildi.Vesselâm...

15 Mart 2015 Pazar

KAVGA ETMEYİN!SİZ KARDEŞSİNİZ!

Yeşilçam filmlerinin önemli bir repliğidir."Durun,siz kardeşsiniz."Müminler,ancak kardeştirler.Belki de kardeş olmayı becerebilenler,gerçek müminlerdir.Kardeşlerimi özledim demişti Efendimiz(s.a.v).Kardeş olmanın zaman ve mekân ötesi bir eylem olduğunu ifade etmişti.Her bir arada olmanın,beraberlik olmadığını anlatmak istedi belki de.Kardeşler arsında yaş farkı vardır,ama gönül farkı yoktur.Aynı gönlün çocuğudurlar,ya da aynı gönle akarlar,ya da aynı gönle bakarlar.Ayrılık,kardeşlik zemininde kendine yer bulamayan tek kelimedir.Ahir zaman da olmanın milyon tane olumsuzluğundan bahsedebiliriz.Lâkin,ümmetini kendine kardeş yapmış bir râsule inanıyor olmak ,bunların hepsine basar geçer.Edebiyat yapma diyebilirsiniz haklı olarak.Küçük balık,büyük balığa demiş ki "anne su diye birşeyden bahsediyorlar."Annesi cevaplamış."O'ndan başka birşey mi var evlâdım." Aradığının içindedir onu arar kimisi.Kimisi farkındadır,keyfini sürer.Kardeşlik uzaydan gelecek bir  kavram değil.Yaşanmış,üstü biraz küllenmiş,yeni bir nefesle alevlenmeyi bekliyor.Kardeşlik,ölü olmayı istemiyor.İnsanlar kendisini diriltsin istiyor.Kardeşlik,kendisine kardeşler arıyor.Birileri gelsin,bana kardeşlik yapsın beklentisinden vazgeçelim.En yakınımızda bir kardeş bularak başlayalım."Herkes,bu kadar yalnızken,niye herkes bu kadar yalnız."Madem herkes kardeşse,niye kimsenin kardeşi yok?Değerli bir abim şöyle demişti,hiç kimse gelmese de,kardeşlik zeminini terketmemektir kardeşlik.Ves'selâm...


12 Mart 2015 Perşembe

SABİTİN NE?

Hz.Mevlana'nın pergel metaforunu bilirsiniz."Pergel gibiyim,bir ayağım sabit öbür ayağımla âlemi dolaşıyorum"Bir merkezi yani sabit bir noktası olmayan çember teşkil edilemez.İnsan hayatını da bir çember gibi düşünebiliriz.Başladığı nokta da biter.Allah'tan gelir ve yine O'na döner.Hayatın merkezin de ne varsa,diğer unsurlar onun boyasına boyanır.Onun rengini alır.Merkezinde Allah olan bir hayat O'nun rengiyle boyanır.Başkası varsa onunla renklenir.Bu da hedeften alıkoyar insanı.Zirâ nişan alırken 1 mm'lik sapma,hedefte metrelerce şaşırmaya yol açar.Hayatımızın merkezinde Allah yoksa,ne olduğunun da bir önemi yok.Gayrıdır nihayetinde.Hayat merkezlerimiz işgal altındaysa,bir istiklâl mücadelesine ihtiyacımız var.Buyurun o zaman.Tekrar,yine,yeniden Bismillah...


İÇİMDE KALANLAR

İçimizden çok şeyler geçiyor.Bazıları yavaş,bazıları hızlı geçiyor.İçimizde kalanlarsa kişiliğimizi oluşturuyor.Burada yazacaklarım içimde kalanlardır.Bunlardan da bir kısmı,bir yerde dururken,bazıları  daha has yerler de durur belki.Tasnifi zor olsa da içimde kalanlar lâkin.Her birimizin içinde iyiliğin de kötülüğün de tohumları var.İyi dostlar,iyilik tohumlarını besleyen olmazsa olmazlardır.Onların sesleri,sözleri,ahvalleri kısaca varlıkları bu tohumları yeşertir.Sadr'a şifadır herşeyleri.Kimileri su verir,kimileri gübre verir.Hepsi teşekküre layıktır onların.Alınan her nefes,verilen her nefesin öncülüdür.Ya da tam tersi.Biri olmadan diğeri olmaz.Her olumsuz gibi görünen şey de,olumlular için bir müjdedir.Önemsiz birşey yoktur.Şuurlu bakan için,bir zerre bile muallimdir,mürşiddir.Bu yazıyı yazarken bir arkadaşım aradı."Neler yapıyorsun" dedi.Aynı dedim,tekdüze bir hayat."İyidir be abi"dedi."Belki dışarıdan sade görünür de içeriden renklidir hayatın" dedi.Sevindim.İçime bir yağmur damlası gibi düştü ifadeleri.Bütün sözlerin,seslerin,renklerin,kokuların Rabbine hamdettim.Devam edeceğim inşaallah.İçimde kalanlar,sizi seviyorum.