11 Nisan 2015 Cumartesi

KARANLIK,GÜNEŞİN SUÇU DEĞİL ELBETTE!...

Gençlik yıllarımdan hatırladığım bir durumu ve oradan buraya geldiğimiz noktayı paylaşacağım.Aynı elden tutup,aynı halkaya oturduğumuz arkadaşlarla uygun zamanlarda sohbet etmek için buluştuğumuz bir çay ocağımız vardı.İnternetin ve sosyal medyanın henüz icad edilmediği,şehirlerin bu kadar büyük olmadığı,göz göze,diz dize,can cana iletişimin hayatta olduğu zamanlardı.
   Hasbihal ederdik,dertleşirdik,paylaşırdık,kavga ederdik,ağlaşırdık,kahkahalarla gülerdik.İnsanlar bir aradayken ne yapıyorsa eskiden ,işte onlardan yapardık.Çay ocağı müdavimlerinin çoğunluğu birinci halkaya mensup arkadaşlardı.Şehrin deli ya da meczup tabir edilen güzel insanları da günde en az bir defa uğrardı bu mekâna.Karınları açsa doyurulur,çay içirilir,onlarla halleşilir velhasıl gönülleri yapılırdı.Onlarda birinci halkadan sayılırdı.Bir de ilk halkadan olmayıp,bir vesileyle tanıştığımız,bizi seven bizim de sevdiğimiz arkadaşlar vardı.Muhiblerimizdi onlar.Yani sevenlerimiz.Bizden olmadığı halde,bizimle olmaktan keyif alırlardı.Onların acı tatlı günlerinde ziyaretlerine gider,onlar da bizim acımızı ve mutluluğumuzu paylaşırlardı.Gıyabımızda bizim için,bunlar iyi insanlar bunlardan kimseye zarar gelmez derlerdi.Biz de onların gıyabında aynı şeyleri söylerdik.Bu şekilde,ikinci,üçüncü,dördüncü halkada kardeşlerimiz vardı.Çok değil,anlattığım 90'lı yılların başıydı.Sonra ne olduysa oldu.Bugünlere geldik.Artık ya bizdendi birileri,ya da düşmanımızdılar.Bizden olanlarla kalıverdik birden.Sayıca daha çoktuk.Mekanlarımız daha gösterişli,imkânlarımız daha ziyadeydi.Ama deliler ve meczuplar bizden korktuklarından mı,yoksa başka sebeplerden mi bilinmez yanımıza gelmez odular.Muhiblerimiz bize öcü gibi bakar oldu.Biz de onlara tabi.İslâm tarihinde önce birbirleriyle öldüresiye cenk edenlerin,sonra nasıl kardeş olduklarını,daha sonra da kardeş olanların birbirlerine nasıl kılıç çektiklerini okumuştum.Biz de benzer bir vakayı yaşıyorduk.Enteresan olan ise bu durumda bir gariplik olduğu herkesin malûmuydu.Kendi ellerimizle muhiblerimizi,münkirlerimize dönüştürmüştük.Hiç kolay olduğu dönemler olmuş mu bilmem ama,zor zamanlardaydık besbelli.Bu konularla ilgili dertleştiğim bir abim "bunları konuşunca göğüs kafesim çatırdıyor,nefes almakta zorlanıyorum" derdi.Taraftarlık ve fanatiklik duygusu dalga dalga bünyelerimizi sarmıştı.Bu tablo bizim tablomuz.Toz pembe tablolar çizmeyi hiç sevmem.Karamsar tablo çizmek de,moda oldu bugünlerde diyeceksiniz.Olanı biteni kendi gözümle resmetmeye çalıştım sadece, maalesef durum bu.Bu karanlığı elbirliğiyle vücuda getirdik.Güneş,hiçbir karanlığın sebebi değil çünkü.Güneşe sırt çeviren biziz.Eeeee dediğinizi duyar gibiyim.Güneşe kesintisiz yönelmeliyiz.Başka karanlıklarda icad edilmiş olan,sihirli değnekler,rambolar,süpermenler bizi aydınlatamaz dostlar.Ne mi yapalım.Bir işten yorulduğumuz da,başka bir işle yorulalım ve ancak Rabbimizden ümit edip O'na yönelelim.O kadar...
    



ismail çiğci

2 yorum:

  1. Güneşi karanlığa gömdük kendi elimizle, aydınlığa değil de gölgemize bakar olduk zannımca. Sırtımızı çevirdiklerimize tekrar yüzümüzü dönmek çözüm olabilir mi hocam? Ya da en azından bu bir adım olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka.Biz buna muhtacız.Bu derd bizim derdimiz.Yoksa Allah dinini fasıklarla da yüceltir.

      Sil