10 Aralık 2015 Perşembe

BİLGİNİN BİLDİREMEDİKLERİ

Bilmek,akıl melekesi bulunduran bir varlık olan insan için en tabii ihtiyaçtır.İnsanoğlu harfleri,rakamları bu bilme ihtiyacını karşılamak için bir araç olarak kullanmış, yaratıldığından beri.İlk çağlardan beri taşlara,derilere ve kağıtlara milyonlarca şey yazılmış ve halen yazılmakta ve de okunmakta.Gelinen noktada insanoğlunun yapıp ettikleriyle bildikleri bir tezat oluşturur mahiyette.Peki ama neden?
Öncelikle şunu bir daha belirtmeliyim.Burada yazdıklarım ve yazacaklarım kendi kişisel tecrübelerimden çıkardıklarım ve bunların ilk muhatabıda benim.Sorumuza geri dönelim.Bildiklerimiz ve yaptıklarımız arasındaki tezatı konuşuyorduk.Bütün bilgi edinme süreçlerinde iki etken vardır.Öğreten ve öğrenen.Yani usta-çırak,hoca-talebe,mürşid-mürid gibi...Her insan öncesinde,çırak ya da öğrencidir.Belki de çıraklık,öğrencilik bitmeyen birşeydir.Bu ilişkilerde ki verimsizliğin temel kaynağının niyetimiz ve pozisyon alış biçimimiz olduğu kanaatindeyim.Bu konuyu herkesin çok iyi anlayabileceği bir örnek üzerinden anlatmaya çalışacağım.Bütün yanlış anlamaları da göze alarak bunu yapacağım.
Erkek ve kadının cinsel birleşmesi üzerinden mevzuya bakalım.Şöyle ki,bu cinsel birleşme de erkeğin yegane gayesi o anda alacağı haz ve lezzettir.Kadın ise o anda alacağı lezzetle birlikte birşey daha yapar.Erkekten aldığı birşeyi kendinde ki birşeyle birleştirir.Ve 9 ay 10 gün boyunca bu birleşmeden elde edilen küçücük bir hücreyi vücudunda bir insana dönüştürür.Bu çok çileli bir süreçtir.En sonunda sancılı bir doğumla bir çocuk dünyaya getirir.Bu zaman zarfında beslenmesine,yürüyüşüne,vücutta ki vitamin eksikliğini gidermeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya gayret eder.Evet bu süreçte erkek olmak,kadın olmaktan daha kolaydır.
Tabii olarak insan nefsi de öğrenme süreçlerinde erkek fıtratıyla hareket etmeyi tercih ediyor.Sonrasında anlık bir haz dışında bir şey elde edemiyor.Öğretmenlik hayatım boyunca öğrencilerimden en çok duyduğum cümlelerden birisi "hocam dersi dinlerken konuyu anlıyorum,ama eve gidince soruları çözemiyorum ve başarılı olamıyorum" ifadesidir.Ya da" abi mürşidimle beraberken sanki bulutların üstünde gibiyim ama memlekete döndüğümde bir boşluğa düşüyorum ve tekrar eski halime dönüyorum" ifadesini çokça işitmişimdir.Bunun en temel sebebi,bu ilişkilerde erkek fıtratıyla hareket ediyor olmamızdır,zannımca.Anlık alacağımız zevki düşünüyoruz,o kadar.
Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu'nun bir ifadesi var,çok çarpıcı."Gönlün döllenmesi" diye birşey söylüyor.Güzel insan ya da insanların bulunduğu meclislerde muhakkak gönlümüz dölleniyor.Sonrasında kendinde olan birşeyle bunu birleştirip zikir,ibadet ve tefekkürle bunu besler ve kötü ortamlardan uzak durursa çileli bir sürecin sonunda mutlaka bir doğum yapar ve nurtopu gibi bir çocuğu olur insanın.Hz.Mevlana'nın kötülüklerden bahsedip onları çoğaltmayın,hep iyi şeylerden evladınız olsun" sözü geldi burada aklıma.
Peki nefs neden erkek fıtratlı olmayı tercih eder.Çünkü zihinsel, bedensel ve düşünsel konforunu bozmak istemez.Birileri benim yerime düşünsün ben de onlardan alır tatmin olurum işime bakarım diye düşünür.
Bugün ise insanlar sosyal medya üzerinden suni(yapay) döllenme yapmak peşindeler.Bu da ortalıkta kör ve topal çocuklar dolaşmasına yani sığ ve basit fikirler peydahlanmasına yol açıyor.Bir güzel insanın ifadesiyle "gerçek bilgi ağızdan kulağa aktarılan değil,gönülden gönüle aktarılandır." Bu da iki insan arasında olagelmiştir ve bundan sonra da öyle olacaktır.
Evet kadınlık zor iş.Ama doğum olmadan da hayat devam etmiyor.Fikri,kültürel,düşünsel hayatımızın kuruması, çölleşmesi ve kısırlaşması hep bu erkek fıtratlılık kolaycılığını tercih etmemizle alakalı.
Sosyal medya dışında da hergün milyonlarca insan biraraya geliyor ve konuşuyorlar çeşitli mecralarda.Ama istenilen verim alınamıyor.Gönlü kısırların gönlü kısırlarla beraberliğinden ne çıkacaktı ki.
Allah(c.c) bizi güzel doğumlar yapabilen ve ve güzel şeylerden evlatları olan kullarından yapsın.Bir fotokopi makinası çalışmaya başladıktan çöpe atılana kadar milyonlarca sayfa bilgiye muhatap olur.Ama bu bilgilerle hiç işi yoktur.Kur'an da " kitap yüklü eşekler" betimlemesi de muazzam ve düşündürücü.
İlim Alim(Allah)' i unutturuyorsa da insanın başına beladır.
Herşeyi Allah'la ve Allah için olanlara selam olsun.Vesselam.

İSMAİL ÇİĞCİ

Posted via Blogaway


13 yorum:

  1. çok güzel bir yazı.allah razı olsun

    YanıtlaSil
  2. Gönlümüz neye gebe ? Eyvallah...

    YanıtlaSil
  3. Her oluşun kendi içinde bir disiplini vardır. Nasıl kömür toprak altında pişe pişe elmas oluyorsa, kalb içinde yana yana insan olmaya götürecektir. Üstün hakikat yolu da bunu anlatır. Sayın hocam yazınızın en büyük vurgusu sanki fetih sırrının başlıca usul şartı... Hürmetler kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil